En azından artık hiçbir şey saklanmıyordu.
İdil, hamileliğinin son aylarında kendi evine döndü.
Barın’la ilişkilerini yeniden kurmaya çalışıyorlardı.
Kızım ona bir şart koymuştu.
“Bir daha beni korumak için bile olsa benden gerçeği saklamayacaksın.”
Barın kabul etti.
Doğum günü geldiğinde hepimiz hastanedeydik.
Uzun ve yorucu saatlerin ardından minicik bir kız çocuğu dünyaya geldi.
İdil bebeğini kucağına aldığında hıçkırarak ağladı.
“Anne, bak! Gerçekten burada. Benim kızım…”
Bebeğin adını Eylül koydular.
Barın’ın yıllar önce kaybettiği küçük kız kardeşinin adıydı bu.
Ancak İdil o ismi yalnızca geçmişteki bağışçı nedeniyle seçmemişti.
“Bazen hiç tanımadığımız bir insan hayatımıza dokunur,” dedi. “Bizim bile bilmediğimiz bir iyiliği, yıllar sonra geleceğimizi değiştirir.”
Barın bebeğinin başını öptü.
“Keşke kardeşim bugünleri görebilseydi.”
İdil kocasının elini tuttu.
“Belki göremiyor ama onun hatırası artık bu evde yaşayacak.”
O an, uzun zamandır ilk kez gerçek bir huzur hissettim.
Bir yıl sonra Eylül’ün ilk doğum gününü kutladık.