Kanıt yoktu.
Sadece iddialar.
Buna karşılık bizim elimizde hastane raporları, fotoğraflar, polis tutanakları, koruma kararı, komşuların ifadeleri ve çocuk gelişim uzmanının hazırladığı ilk değerlendirme bulunuyordu.
Ama en önemlisi…
Deniz’in kendisi.
Çünkü kibri, her zaman en büyük delildir.
—
Bir hafta sonra savcılık yeni bir bilgi paylaştı.
Deniz’in eski bir müvekkili gizlice ifade vermek istemişti.
Adam, görüşmeler sırasında ofisten defalarca bağırış sesleri duyduğunu anlattı.
Bir eski sekreter ise yıllardır sessiz kaldığı gerçeği açıkladı.
“Klara Hanım birkaç kez morluklarla ofise geldi.”
“Neden polise gitmediniz?” diye sordu savcı.
Kadının gözleri doldu.
“Deniz Bey bana kimsenin ona dokunamayacağını söylerdi.”
—
İfade geldikçe başka tanıklar da konuşmaya başladı.
Apartman görevlisi…
Karşı komşu…
Anaokulu öğretmeni…
Öğretmenin söylediği cümle salondaki herkesi susturdu.
“Sofi resim yaparken sürekli annesinin ağladığı evler çiziyordu.”
Dosya artık yalnızca bir darp dosyası değildi.
Yıllardır süren psikolojik şiddetin, ekonomik baskının ve korkuyla örülmüş bir hayatın hikâyesiydi.