Kapının ziline bastık. İçeriden gelen o incecik bebek ağlamasını duyduğum an, göğsüme bir bıçak saplandı. Adım gibi biliyordum; bu, benim kızımın sesiydi.
Kapı yavaşça aralandı. Karşımızda, yorgun ama gülümseyen gözlerle bize bakan, sapsarı saçlı ve masmavi gözlü bir kadın duruyordu; Defne'nin tıpatıp aynısı, biyolojik annesi.
Kadının kucağında ise, kapkara saçları ve simsiyah gözleriyle etrafa merakla bakan, burnu tıpkı Burak'a, gözleri ise tamamen bana benzeyen küçük bir bebek vardı.
Kadın şaşkınlıkla, "Buyurun, kime bakmıştınız?" diye sordu.
Boğazıma oturan o devasa düğümle konuşmaya çalıştım. Dünyanın en zor cümlesini kurmak üzereydim. Hayatımız bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı. "Ben..." diye fısıldadım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. "Ben sanırım kucağınızdaki bebeğin annesiyim."