Hastanenin görkemli, cam kapılarından içeri nasıl girdiğimizi, başhekimin odasını nasıl bastığımızı hayal meyal hatırlıyorum. Güvenlik görevlileri bizi durdurmaya çalıştı ama Burak'ın "Çocuğumu çaldınız!" diye kükremesi bütün koridoru buz gibi bir sessizliğe boğdu. Başhekim odasından telaşla fırladı, elindeki kahve fincanı titriyordu. Raporları masasına fırlattığımda adamın rengi kül gibi oldu.
"Kamera kayıtları," diye tısladım dişlerimin arasından. "O günkü bütün kayıtları istiyorum. Benim kızım nerede? Onu kime verdiniz?!"
Saatler süren o kahredici bekleyiş, hastane yönetiminin panik halinde oradan oraya koşturması, polislerin gelmesi... Her şey bir film şeridi gibiydi. Arşivler açıldı, o gün doğan bebeklerin kayıtları tek tek incelendi. Ve acı gerçek gün yüzüne çıktı. Defne'yle aynı saatte, aynı katta doğan bir bebek daha vardı. Hemşirelerin nöbet değişimi sırasındaki o kahrolası, affedilmez dalgınlığı... İsim bileklikleri karışmıştı.