Fotoğrafları görünce gözlerim doldu.
'Bunları saklayacağım. Büyüdüğünde kendi geçmişini bilmeye hakkı var.'
Feride başını salladı.
'Onu görebilir miyim? Hemen değil. Ne zaman uygun olursa...'
Bu sorunun kolay bir cevabı olmadığını biliyordum. Gonca'nın artık düzenli bir hayatı, kendisini güvende hissettiği bir evi vardı. Feride'nin isteğini de yok saymak istemiyordum.
'Önce bu konuyu Gonca'nın ihtiyaçlarını bilen uzmanlarla konuşalım,' dedim. 'Acele edip onu şaşırtmak istemiyorum.'
Feride itiraz etmedi.
Ayrılırken elimi tuttu.
'Onu sevdiğinizi biliyorum. Fotoğraflarını gördüğümde yüzündeki gülümsemeyi tanıdım. Uzun zamandır bu kadar mutlu görünmemişti.'
O gün eve dönerken yanımda yalnızca fotoğraflar yoktu. Gonca'ya ileride anlatabileceğim, eksik parçaları tamamlanmaya başlayan bir geçmiş de vardı.
Takip eden aylarda hem Feride'yle hem de Gonca'yı tanıyan uzmanlarla görüşmeler yaptık. Gonca'nın yaşına, duygularına ve günlük düzenine uygun, aceleye getirilmemiş bir yol izlemeye çalıştık.
Her şey bir anda değişmedi. Zaten değişmesini de istemiyordum.
Feride önce Gonca için hazırladığı eski fotoğrafları ve küçük bir oyuncak ayıyı gönderdi. Gonca, fotoğraflardaki bebeğin kendisi olduğunu anlayınca uzun uzun baktı.
'Ben küçücükmüşüm!' dedi gülerek.
'Evet, canım. Hepimiz bir zamanlar küçücüktük.'
Bir gün Feride'nin adı da yaşına uygun, sade cümlelerle konuşmalarımıza girdi. Ona geçmişinde kendisini seven başka insanların da bulunduğunu anlattık.
Gonca her şeyi hemen anlamadı. Bazen aynı soruyu defalarca sordu. Ben de her seferinde sabırla cevap verdim.
Bir akşam kucağıma oturup sordu:
'Ben hep burada mı kalacağım?'
Saçlarını okşadım.
'Evet, güzel kızım. Burası senin evin. Ben de senin ailenim.'
Başını omzuma yasladı.
'Pofuduk da kalacak mı?'
Gülümsedim.
'Elbette. Pofuduk'un da evi burası.'
İlk kez o gün, Gonca'nın geçmişini öğrenmenin geleceğimizi tehdit etmediğini bütün kalbimle hissettim.
Bir yıl sonra bahçemizde küçük bir doğum günü kutlaması yaptık. Gonca dört yaşına girmişti. Rengârenk balonları ağacın dallarına bağladık. Necla teyzesinin hazırladığı pastanın üzerine dört mum koyduk.
Gonca yine pembe tavşanına sarılmıştı. Saçları rüzgârda dağılıyor, kahkahası bahçeyi dolduruyordu.
O sırada rahmetli kızımın eski bir fotoğrafını hatırladım. Derya da çocukken oyuncaklarına böyle sıkı sarılırdı.
Yıllar boyunca kızımın yokluğunu düşündüğümde yalnızca kaybettiklerimi görmüştüm. Şimdi onun bir zamanlar başka bir insana gösterdiği iyiliğin izlerini de görebiliyordum.
Feride'yle yürüttüğümüz dikkatli görüşmeler sonucunda Gonca'nın geçmişi hakkında daha fazla bilgi edinmesini sağlayacak, onun ihtiyaçlarını merkeze alan bir iletişim başlamıştı. Bütün soruların tek bir günde cevaplanması gerekmiyordu.
Doğum günü akşamı misafirler gittikten sonra Gonca elimi tuttu.
'Anneanne, sen neden ağlıyorsun?'
Yanaklarımdaki yaşları sildim.