Şeref Amca gülümsedi, onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu. “Tam on yıldır bu anı bekliyorum,” dedi titreyen bir sesle. “O gün dükkânın telefonu çaldığında, karşımdaki iki küçük kız çocuğunun bana verdiği o söz… Hayatımda duyduğum en onurlu sözdü. ‘Amca, babamın saatini sakla, sana her ay harçlıklarımızı göndereceğiz’ dediler. Sözlerini de tuttular.”
Şeref Amca derin bir nefes aldı ve devam etti: “Başlarda postayla kendi aralarında biriktirdikleri üç beş lirayı gönderdiler. Sonra büyüdüler… Sen geceleri ikinci, üçüncü işine giderken, onlar evde gizlice yaptıkları el işi bileklikleri internetten sattılar. Lise yıllarına geldiklerinde yabancı dil öğrenip geceleri bilgisayar başında çeviri yaptılar, dijital çizimler yapıp satarak kazandıkları her kuruşu benim hesabıma aktardılar. Ben onlara ‘Bu saat zaten sizin’ desem de, ‘Babamızın öğrettiği gibi, hakkıyla, kendi emeğimizle alacağız’ dediler. Senin o onurlu duruşun, bu kızların hamuruna işlemiş evlat. Ve bugün… O saatin borcu tamamen bitti.”