Ancak hikâyemiz orada bitmedi.
Nikâhımızdan iki hafta sonra Turgay'ın sağlık durumu biraz düzeldi. Doktorların izniyle onu yıllar önce satın aldığı küçük eve götürdük.
Bahçedeki dut ağacının altında otururken başını omzuma yasladı.
"Figen, bana kızgın mısın?"
"Neden?"
"Kaybettiğimiz kırk bir yıl için."
Bir süre düşündüm.
"Eskiden olsaydım kızgın olurdum. Ama artık değilim."
"Neden?"
"Çünkü geçmişe kızarak kalan zamanımızı da kaybetmek istemiyorum."
Turgay elimi öptü.
O yaz birlikte tam kırk bir mektup yazdık. Her biri yaşayamadığımız yıllardan birine aitti. Bazılarında hayalimizdeki yolculukları anlattık, bazılarında birbirimize soramadığımız soruları cevapladık.
Sonbaharın ilk günlerinde Turgay hayatını kaybetti.