Birkaç saniye sonra koridordan koşma sesleri geldi. Kapı açıldı. Önce Rauf, ardından gece nöbetindeki hemşire içeri girdi.
Rauf manzarayı görünce kaşlarını kaldırdı.
“Bu ne?”
“Saçma sapan soru sorma!” diye bağırdım. “Nabzına bak!”
Hemşire hemen Selin’in yanına geçti.
Tansiyonunu ölçerken yüzü ciddileşti.
“Çok düşük.”
“Neden?”
“Bilmiyorum. Hastaneye götürmemiz gerekiyor.”
Rauf telefonuna uzandı.
Ben ise Selin’den gözlerimi ayıramıyordum.
Son birkaç haftadır onun sendelediğini, ellerinin titrediğini, duvarlara yaslandığını görmüştüm.
Ama sormamıştım.
Çünkü sormak, önemsemek demekti.