Daha kapıya dokunmadan bir şeylerin ters gittiğini hissettim. Pencerelerde ışık yoktu. Televizyon ya da müzik sesi, ya da içinde iki bebeğin olduğu bir evin o kendine has evcil gürültüsü duyulmuyordu. Hiçbir şeyin o anı bozamayacağını düşündüğümü hatırlıyorum. Bir elimde çiçekler, koltuğumun altında hırkalarla kapıda durdum. Sonra yavaşça kapıyı ittim. “Meral? Anne? Ben geldim…” Duvarlar çıplaktı. Mobilyalar gitmişti. Yuvamızı kurduğumuz her şey temizlenmişti; bir fotoğraftan ezberlediğim o odalar şimdi sadece boş birer boşluktan ibaretti. Sonra yukarıdan bir ağlama sesi duydum. Protez bacağımdan her adımda yayılan acıya rağmen, yapabildiğim kadar hızlı merdivenlerden yukarı çıktım. Bebek odasının kapısı açıktı.