Eşyalarını topla, taşıyıcı anne

“Ne olursa olsun, Ahmet’e güven. Ben her şeyi çoktan hallettim.”

Ahmet onun avukatıydı.

Fakat Ahmet ortalıkta yoktu.

Mukaddes Hanım elini kaldırdı ve iki güvenlik görevlisine işaret etti.

“Daha fazla tiyatro oynamadan çıkarın şunu dışarı.”

Tam o esnada caminin devasa kapıları büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı.

Ses o kadar şiddetliydi ki herkes buz kesti.

Gri takım elbiseli bir adam avlunun ortasından içeri doğru yürüdü. Bu, Kenan’ın avukatı Ahmet Salih’ti. Arkasından gelen iki kişi ellerinde siyah evrak çantaları ve taşınabilir bir ekran taşıyordu.

Sesi sert ve buz gibiydi.

“Sayın Kenan Mertoğlu’nun kesin talimatıdır; bu video izlenmeden hiçbir defin işlemi gerçekleşmeyecek.”

Mukaddes Hanım, bunun oğluna yapılan bir saygı duruşu olduğunu düşünerek kibirle gülümsedi.

Fakat kocamın yüzü ekranda belirdiğinde ve o ilk cümleyi kurduğunda, kayınvalidemin yüzü bembeyaz oldu.

Birkaç saniye sonra yaşanacaklara kendim bile inanamıyordum.

2. BÖLÜM

Kenan’ın görüntüsü minberin önündeki ekranı kapladı.

Bu normal bir veda videosu değildi. Ne hüzünlü bir müzik, ne aile fotoğraflarından oluşan bir slayt gösterisi, ne de duygusal anılar vardı. Kenan ofisindeki koltuğunda oturuyordu; üzerinde, ölümünden iki gün önce giydiği o mavi gömlek vardı. Yüzü yorgun, gözlerinin altı çökmüş görünüyordu ama bakışları son derece netti.

“Eğer bu videoyu izliyorsanız,” dedi, “kendi cenazeme canlı olarak yetişememişim demektir.”

Caminin avlusuna ağır bir sessizlik çöktü.

Bir elimle ağzımı kapattım. Onu hem bu kadar yakın hem de bir o kadar erişilmez görmek içimde bir yerleri paramparça etti.

Kayıtta Kenan derin bir nefes aldı.

“Öncelikle eşim Meryem’e seslenmek istiyorum. Aşkım, sana her şeyi anlatmadığım için beni affet. Seni korkutmak istemedim. Ama haftalardır bir şeylerin ters gittiğini biliyordum.”

Mukaddes Hanım dudaklarını sıktı. Feride’nin yüzündeki o alaycı gülümseme tamamen kayboldu.

“Oğlumuz benden,” diye devam etti Kenan. “Üç farklı laboratuvardan alınmış, yasal velayeti onaylanmış ve noter huzurunda imzalanmış üç ayrı babalık testim var.”

Ekranda mühürlü belgeler, tarihler ve imzalar belirdi.

Mukaddes Hanım’ın tabutun üzerine fırlattığı o test, tam olarak neyse o şekilde ifşa oldu: Bir sahtekarlık.

Cami cemaati öfkeyle mırıldanmaya başladı.

Mukaddes Hanım sesini yükseltti.

“Bu sahte olabilir! Bu bir oyun!”

Ahmet yerinden kımıldamadı.

“Video devam ediyor.”

Kenan doğrudan kameraya baktı.

“Oğluma soyadımı, mal varlığımı ve çalışarak tırnaklarımla kazandığım her bir şirket hissesini bırakıyorum. Her şey Meryem’in ve bebeğin adına açılmış, iptal edilemez bir fona aktarılarak güvence altına alındı. Hiç kimse dokunamaz. Ne annem, ne kız kardeşim, ne de parayla satın almayı başardıkları herhangi bir ortak.”

Feride, canını yakmış gibi alyansımı birden bıraktı. Yüzük yere düşerken hafif bir ses çıkardı ama o caminin içinde bu ses adeta bir gök gürültüsü gibi çınladı.

Eğilemiyordum. Bacaklarım hareket etmeyi reddediyordu.

Sonra Kenan, odadaki tüm havayı değiştiren o sözleri söyledi.

“Ama bu videoyu çekmemin asıl sebebi para değil.”

Ekran değişti. Banka havaleleri belirdi. Mesaj dökümleri. Ankara’daki bir kumarhanede gizlice çekilmiş buluşma fotoğrafları. Sahte imzalı sözleşmeler.

“Anne, Feride… Lösemili çocuklar yararına kurduğum vakıftan iki yıldır para kaçırıyorsunuz. Kumar borçları, seyahatler, mücevherler ve siyasi torpiller için kullanılan otuz sekiz milyon lira.”

Cami avlusu şoke edici fısıltılarla çalkalandı. Yaşlı bir kadın kelime-i şehadet getirdi. Bir iş insanı telefonunu çıkardı. Birisi yüksek sesle,

“Yazıklar olsun,” dedi.

Mukaddes Hanım bir adım geri çekildi.

“Bu bir yalan! Oğlumun akıl sağlığı yerinde değildi!”

Kenan sakin ve merhametsizce devam etti.

“Hayır, anne. Akıl sağlığı yerinde olmayan ben değildim. Sadece, sizin ne kadar ileri gidebileceğinizi çok geç fark ettim.”

Bütün vücudumdan bir ürperti geçti.

Ahmet eliyle işaret etti. Onunla birlikte içeri giren kişilerden biri caminin kapılarını içeriden kilitledi.

Mukaddes Hanım bunu hemen fark etti.

“Kapıları neden kapatıyorlar? Bu ne anlama geliyor?”

Kimse cevap vermedi.

Ekran şimdi İncek’teki evimizin garajından alınmış bir gece kaydını gösteriyordu. Köşede tarih belirdi: Kazadan üç gün önce.
Reklamlar