Eşyalarını topla, taşıyıcı anne

Aylar sonra, Ankara’da yağmurlu bir sabahta oğlum dünyaya geldi. Ona babasının adını, Kenan ismini verdim. Hemşireler onu göğsüme yatırdığında, daha önce hiç ağlamadığım gibi ağladım; cenazede bile böyle ağlamamıştım. Bu sadece bir yas değildi. Bu bir rahatlamaydı. Öfkenin vücudumu terk edişiydi. Kocamın sevgisinin, bizi korumak için ölümü bile aşıp geldiğinin kesinliğiydi.

Mukaddes Hanım hüküm giydi. Feride, ceza indirimi karşılığında annesinin aleyhine tanıklık yapmayı kabul etti ama her şeyini kaybetti: Parasını, arkadaşlarını, nüfuzunu ve bir zamanlar silah gibi kullandığı o aile soyadını. Vaktiyle onu bağrına basan aynı yüksek sosyete, şimdi kapılarını yüzüne kapattı.

Şirketin başında hırsım yüzünden kalmadım. Kenan orayı bir amaç uğruna kurduğu için kaldım. Ahmet’in yardımıyla hesapları temizledik, vakıf için kaçırılan paraları geri aldık ve devlet hastanelerindeki hasta çocukları desteklemek amacıyla yeni bir program başlattık. Atılan her imza, yapılan her toplantı, alınan her karar sessiz bir söz taşıyordu: Bir ailenin açgözlülüğü, bizim hikayemizin sonu olmayacaktı.

Beş yıl sonra, oğlumu babasının yattığı mezarlığa götürdüm. Elimi tutuyordu ve elinde bir buket beyaz çiçek vardı.

“Babam cesur bir adam mıydı?” diye sordu bana.

Mezar taşına baktım ve gözyaşlarımın arasından gülümsedim.

“Çok cesurdu. Ama her şeyden çok, seni çok sevdi.”

Oğlum çiçekleri mezarın üzerine bıraktı ve küçük elini mermere koydu.

“Bize sahip çıktığın için teşekkür ederim, baba,” diye fısıldadı.

Rüzgar ağaçların arasından hafifçe esti, adeta bir cevap gibi.

O gün, hiçbir mirasın asla satın alamayacağı bir şeyi anladım. Bazı insanlar para için yakıp yıkardı ama bazı sevgiler vardı ki, ölümden sonra bile sizi korumaya devam ederdi.

Ve eğer yaşanan tüm bu olaylardan bir şey öğrendiysem, o da şuydu: Karşınızda yapayalnız görünen hamile bir kadını asla hafife almayın; çünkü bazen onun sessizliğinin arkasında, koca bir aileyi yerle bir edecek kadar güçlü bir gerçek saklıdır.
Reklamlar