Komşum Her Cuma Bana Aynı Cümleyi Söylüyordu

“Dükkânın ilk kazancıyla kendime bir kahve aldım. Bir de yıllardır okumak istediğim kitabı.”

Komşum kahkaha attı.

“Demek sonunda sözümü dinledin.”

“Biraz geç oldu.”

“Geç olduğunu nereden biliyorsun? Daha yaşayacağın günler var.”

O cuma telefonu kapattığımda uzun süre düşündüm.

Komşumun bana bıraktığı şeyin yalnızca bir anahtar olmadığını artık anlıyordum.

O anahtar, yıllardır kapalı tuttuğum soruların kapısını açmıştı.

Fakat gerçek değişim, o belgeleri bulduğum sabah değil, kendi hayatım için sorumluluk almaya başladığım gün gerçekleşmişti.

Aradan üç ay geçti.

Dükkânım büyük kazançlar getirmiyordu. Bazı günler yalnızca iki paça kısaltıyor, bir fermuar değiştiriyordum. Bazen müşteriler gecikiyor, bazen işler beklediğimden uzun sürüyordu.

Yine de her akşam eve döndüğümde o gün yaptığım işin bana ait olduğunu biliyordum.

Kayınvalidemin bileği iyileşmişti. Doktor kontrolleri tamamlandıktan sonra günlük işlerinin çoğunu yeniden kendisi yapmaya başladı. Kocam ve kardeşi ise alışveriş ve ağır işler konusunda ona yardım etmeyi sürdürdü.

Kocamla ilişkimiz de değişmişti.

Artık akşamları yalnızca evin eksiklerini konuşmuyorduk. Ben dükkândaki müşterilerimden söz ediyor, o da iş yerindeki sorunlarını anlatıyordu. Birbirimizi dinlemeye yeniden alışıyorduk.

Bazı akşamlar hâlâ kırgınlığım ağır basıyordu.

Kaybettiğim yılları düşündüğümde içim sızlıyordu.

Ama artık o yılların ardından kalan hayatımı da kaybetmek istemiyordum.

Bir cuma günü dükkânın kapısını kapatmaya hazırlanırken telefonuma bir fotoğraf geldi.

Komşum göndermişti.

Kızının evinin balkonunda oturuyordu. Önündeki masada iki fincan çay ve küçük bir saksı çiçeği vardı.

Fotoğrafın altında şu cümle yazıyordu:

“Bugün de kendim için bir şey yaptım. Kızımla oturup hiçbir iş düşünmeden çay içtim.”

Gözlerim doldu.

Hemen cevap yazdım.

“Ben de bugün dükkânı bir saat erken kapatıyorum. Kızımla yürüyüşe çıkacağım.”

Birkaç dakika sonra telefonum çaldı.

Kızımdı.

“Anne, hazırlanıyorum. Nereye gidiyoruz?”

“Biraz yürürüz. Sonra canımız ne isterse onu yaparız.”

“Bir işin yok mu?”

“Bugünlük bitti.”

“Evde yapılacak bir şey?”

“Elbette vardır,” dedim gülerek. “Ama biraz bekleyebilir.”

Telefonu kapattıktan sonra dükkânın ışıklarını söndürdüm.

Kapının önünde durup tabelama baktım. Üzerinde yalnızca yaptığım işi anlatan sade bir yazı vardı. Büyük bir yer değildi. Başarı hikâyelerinde anlatılan gösterişli dükkânlara da benzemiyordu.

Ama benimdi.

Çantamdan anahtarlarımı çıkardım. Evimin anahtarı, dükkânımın anahtarı ve komşumun bana bıraktığı eski anahtar aynı halkada duruyordu.

Üçüne de uzun uzun baktım.

Yıllarca bir evin kapısını açmayı, içeride beni bekleyen sorumluluklara yetişmek olarak görmüştüm. Şimdi ilk kez bir kapıyı kendi istediğim hayata ulaşmak için açıyordum.

Kayınpederimi düşündüm.

Onun fotoğrafını dükkânımdaki küçük rafın üzerine koymuştum. Arka tarafındaki yazıyı ise ayrı bir kâğıda geçirip çekmecemde saklıyordum.
Reklamlar