Kısa bir sessizlik oldu.
“Annem size bir şey bıraktığını söyledi. Hazır olduğunuzda aramanızı bekliyormuş.”
Telefon komşuma uzatıldı.
Sesini duyar duymaz gözlerim doldu.
“Bana bunları neden daha önce anlatmadın?” diye sordum.
Derin bir nefes aldı.
“Çünkü korktum, kızım.”
“Neyden korktun?”
“Bir ailenin arasına girmekten. Yanlış anlaşılmaktan. Seni daha çok üzmekten.”
“Ben zaten üzülmüşüm. Hem de yıllarca.”
“Biliyorum.”
Sesindeki pişmanlık o kadar belirgindi ki birkaç saniye konuşamadık.
Sonra her şeyi anlatmaya başladı.
Kayınpederim hastaneden çıktıktan sonra ilk aylarda durumunun ağır olduğunu söyledi. Bakımı gerçekten yorucuydu. Fakat sonraki dönemde bazı hareketlerini geri kazanmış, destekle yürümeye başlamıştı.
Doktor kontrolleri ve rehabilitasyon olanakları konusunda yeniden değerlendirme yapılabileceği söylenmişti.
Komşum, kayınpederimin isteği üzerine kocamla birkaç kez konuşmuştu.
“Daha düzenli yardım alın,” demişti. “Nurgül bütün gün tek başına yetişemiyor.”
Kocam ise her defasında masraflardan, işinden ve kardeşinin ilgisizliğinden söz etmişti.
Komşum bir gün ona doğrudan sormuştu:
“Peki, eşinin hayatı ne olacak?”
Kocamın cevabını yıllar sonra öğrendim.
“O zaten evde çalışabilir. Babama yabancı biri bakarsa huzur bulamaz.”
Bu sözleri duyduğumda içimde bir şey koptu.
Çünkü kocamın beni sevmediğini düşünmemiştim. Bana kötü davranan, bağırıp çağıran biri de değildi. Eve ekmek getirir, kızımızla ilgilenir, hastalandığımda çorba yapardı.
Ama kendi hayatını sürdürürken benim hayatımı durdurmayı normal görmüştü.
Komşum anlatmaya devam etti.
Kayınpederim, ölümünden birkaç ay önce bazı evraklarını saklamasını istemişti. Kocamın onları atmasından korktuğunu söylemişti. Komşum da kutuyu almıştı.
“Benden senden bir şey saklamamı istemedi,” dedi. “Tam tersine bir gün sana göstermemi söyledi. Ama o öldükten sonra cesaret edemedim. Bu benim hatam.”
“Neden şimdi?”
“Çünkü geçen hafta merdivende kocanın, annesi için yine dikiş işlerini bırakman gerektiğini söylediğini duydum. Yüzüne baktım. On altı yıl önceki Nurgül'ü gördüm.”
Ağlamaya başladım.
Komşumun sesi yumuşadı.
“Ben sana her cuma kendin için bir şey yap derken yalnızca dışarı çıkmanı istemiyordum. Kendi hayatında senin de söz hakkın olduğunu hatırlamanı istiyordum.”