Kaya, rozetini bir yetki değil, bir yemin olarak gören o adamlardan biriydi; bir polisti. Hâlâ rüyalarıma giren, yağmurun asfaltı kayganlaştırdığı bir Salı günü görev başında şehit oldu. En zor kısmının tabutun üzerindeki katlanmış bayrak ya da törendeki saygı atışı olacağını sanmıştım. Yanılmışım. En zor kısmı, taziye yemeklerinin bittiği, yas tutanların evden çekildiği ve benim onun o mavi kareli, pamuklu gömleklerinden oluşan çamaşır yığınıyla baş başa kaldığım o sonraki Pazartesi günüydü. O gömlekler hâlâ tıraş losyonunun o hafif, insanın kalbini sızlatan kokusunu taşıyordu.
O zamandan beri sadece ben ve Sarp vardık.