Cenazeden birkaç hafta sonra, evdeki bazı şeyler kaybolmaya başladı. Önce fark etmedim. Sonra, Kaya’nın dolabının boşaldığını anladım. En sevdiği balıkçı gömlekleri, eski maraton tişörtleri, hatta resmi üniforma poloları bile yok oluyordu. Bir gece Sarp’ı dikiş makinesinin başında iki büklüm, dişlerinin arasında bir iplikle buldum.“Ne yapıyorsun canım?” diye sordum, sesim titreyerek.
Başını kaldırdı, gözleri kan çanağı gibiydi. “Onun karanlıkta kalmadığından emin oluyorum anne. Hâlâ yapacak bir işi olduğundan emin oluyorum.”
HUZUR EKİBİ
Kış boyunca, dikiş makinesinin o düşük ritimli vınlaması evimizin kalp atışı haline geldi. Sarp çok yöntemliydi. Kaya’nın mirasını ölçtü, kesti ve yirmi farklı şekle dikti. Kulaklar için Kaya’nın hafta sonu giydiği yumuşak kareli gömlekleri, gövdeler için iş kıyafetlerinin dayanıklı lacivert kumaşını ve gözler için gömleklerinin düğmelerini kullandı.
Onlara “Kurtarma Ekibi” adını verdi.
Yemek masamızın üzerinde sessiz ve kusursuz bir sıra halinde yirmi oyuncak ayı duruyordu. Birini elime aldığımda, Kaya’nın en sevdiği pazen gömleğinin o tanıdık dokusu beni neredeyse mahvetti. Sarp, her birinin patisine el yazısıyla küçük bir not sıkıştırmıştı: “Sevgiyle yapıldı. Yalnız değilsin. – Sarp.”