Senden tek bir isteği var; nişan yemeğini o eski evde, senin yaptığın zeytinyağlılarla yemek istiyor. O evin ruhu var anne, senin emeğin var diyor.”
Gözlerim doldu. O an anladım ki, bir evi “malikane” yapan şey ne metrekaresi, ne de bulunduğu semtti. Bir evi gerçek bir yuva yapan şey, içindeki insanların birbirinin tapusuna değil, kalbine bakmasıydı.
Emanet çatı artık sadece bir beton yığını değildi; bizim için doğruluğun, sabrın ve gerçek sevginin sınavından geçmiş bir kaleydi. Artık huzurla emekli olabiliriz, çünkü biliyoruz ki evladımız mülkün değil, emeğin ve vefanın kıymetini öğrendi.