Tapusu bizdeydi ama

Serkan bir hafta boyunca bizimle konuşmadı. Ankara’da kaldı, Melis ile görüştü. Biz İstanbul’a döndük ama kulağımız hep ondaydı. Kızım Lale, bir akşam yanıma gelip, “Anne, Melis’in annesinin sosyal medya hesaplarını inceledim. Kadın sürekli lüks hayat paylaşıyor ama oturdukları ev aslında ipotekliymiş, babasının şirketi de zordaymış. Yani aslında senin evi satıp parayı kendi üzerlerine geçirme ya da o evi teminat gösterme peşindeler,” dedi.

Duyduklarım karşısında ürperdim. Meğer “şıklık” ve “zarafet” dedikleri şey, bizim emeğimizin üzerine kurulmuş bir borç batağını kapatma operasyonuymuş.

Bir ay sonra Serkan kapımızda belirdi. Elinde küçük bir valiz, gözleri kan çanağı gibi… Melis, “Evin tapusu düğün günü masaya gelmezse bu iş biter” demiş, Gönül Hanım ise Serkan’ı yetersizlikle suçlamıştı. Serkan o an her şeyi anlamıştı.
Reklamlar