Kapıya yaklaştığım an, içimde garip bir çekim hissettim. Yıllardır girilmeyen bir oda… insana “Neden?” dedirten bir sır… Parmaklarım kapı koluna değince, sanki Mehmet’in sesi kulağımda yankılandı: “Ayşe, söz.”
Ama eldivenler elimdeydi. Bir anlık cesaretle kapıyı ittim.
Ve nefesim kesildi.
Garajın dört duvarı da portrelerle doluydu. Kağıt üzerinde kurşun kalem eskizler, dev tuvallere yapılmış yağlı boya tablolar, yarım kalmış çalışmalar… Aynı kadın… aynı yüz… ama farklı yaşlarda, farklı duygularda.
Bir tabloda kadın gençti, gözleri ışıl ışıl, saçları dalga dalga. Bir diğerinde daha olgundu, bakışlarında yorgunluk ama direnç vardı. Birinde gülüyordu. Birinde ağlamış gibi göz kenarları kızarmıştı. Bazılarında yanaklarda ince çizgiler vardı, bazılarında yüz bembeyaz bir aydınlıktı. Her birinin köşesinde tarih yazıyordu: