Evlilik dediğin biraz da sınır bilmekti

Mehmet gözlerini kaçırdı. “Çünkü son yıllarda…” dedi, kelimeleri seçerek, “bazı günler kendini tanımadığını gördüm, Ayşe. Fotoğraflara bakıp ‘Bu kim?’ dediğin günler oldu. Çocukların isimlerini karıştırdığın… aynı soruyu arka arkaya sorduğun…”
Utançla yüzüm kızardı. İçimde bir şey “Hayır, o kadar da değil” diye bağırmak istedi, ama içimdeki başka bir şey sessizce “Evet” dedi.
Mehmet, dizlerinin üzerinde duran eski bir defteri açtı. İçinden küçük notlar çıktı. Her notun üstünde bir tarih vardı.
“Doktorun söylediği kelimeyi duymak istemedim,” dedi. “Ama ben gördüm. Sen yavaş yavaş anıların ipini kaçırırken… ben seni tutmak istedim. Resimler… benim ipim oldu. Her yıl bir portre çizdim ki, bir gün sen ‘Ben kimdim?’ diye sorarsan… sana göstereyim diye.”
“Peki garaja neden girmemi istemedin?” dedim, sesim daha yumuşak, daha kırık.
Mehmet’in dudakları titredi.
“Çünkü bu resimler bir sürpriz değildi,” dedi. “Bir sığınaktı. Senin için değil… benim için. Sen unutunca ben dayanamadım. Seni üzmekten korktum. Kendini resimlerde görüp… ‘Ben bu muyum?’ diye sormandan korktum. İçin acır diye korktum. O yüzden ‘girmeni istemiyorum’ dedim.”
Bir an sessizlik oldu. Garajın içinde sadece saat tıkırtısı gibi, uzaktan gelen sokak sesi gibi bir boşluk.
Sonra Mehmet yerden bir tablo kaldırdı. Üstünde tarih yazıyordu: “2022.” Kadın yaşlıydı ama gözlerinde tanıdık bir sıcaklık vardı. Yüz çizgileri, benim aynada görmemeyi seçtiğim çizgilerdi. Ama gülüş… gülüş aynıydı.
Reklamlar