Evlilik dediğin biraz da sınır bilmekti

Mehmet tabloyu bana uzattı.
“Bu sensin, Ayşe,” dedi. “Hep sendin.”
O an zihnimde bir kapı açıldı sanki. Bayram sabahları… çocukların gülüşü… Mehmet’in işten gelişindeki yorgun gözler… mutfakta unuttuğum tencere… ve Mehmet’in sessizce elini uzatıp beni koruyuşu… Hepsi birer birer yerine oturdu.
Tabloya baktım, sonra ellerime… Sonra Mehmet’e.
“Ben…” dedim, kelime boğazımda kaldı. “Ben seni suçladım.”
Mehmet ayağa kalktı, artık yaklaşmasına izin verdim. Ellerimi tuttu.
“Suçlama,” dedi. “Korktun. Ben de korktum.”
Gözlerimden yaşlar süzüldü. Garajın duvarlarındaki yüzler bir anda yabancı olmaktan çıktı. Hepsi benim bir hâlimdi: gençliğim, anneliğim, yorgunluğum, sevincim… Ve hepsinin karşısında aynı adamın sabrı vardı.
Mehmet, bir çekmeceden küçük bir tablo daha çıkardı. Boştu. Tertemiz beyaz bir tuval.
“Bunu bugün için sakladım,” dedi. “İstersen… birlikte başlayalım.”
Reklamlar