İnterkoma yaklaşıp düğmeye bastığımda sesim, hayal ettiğim kadar öfkeli değildi. Sadece netti. “Bu mülk taşınmaya açık değil.” Annem ellerini iki yana açtı. “Saçmalama. Geçici olarak kalacağız.” İpek hemen ekledi: “Çocuklar zaten odaları çok sevdi.” Bunu söylerken daha kapıdan içeri adım atmamışlardı. Koral ise kamyonetin yanından bağırdı: “Ben atölyede boş durmam. Sana da yük olmam.” Sanki davet edilmemiş değiller de aile toplantısına geç kalmışlardı.
Kapının yanına yürüdüm. Kuzey ve Yaman tasmalarında sakince duruyordu. Çocuklar köpekleri görünce bir adım geri çekildi ama korkmadılar; köpekler sessizdi. Kameranın görüş alanına girip annemin yüzüne baktım. On iki yıl önce market otoparkında camın ardından bakıp yoluna devam eden aynı yüzdü bu. “Buraya nasıl geldiğinizi açıklayın,” dedim. İpek dudaklarını ısırdı. Meğer son kiralarını ödeyememişler. Koral’ın kurduğu iki küçük iş kapanmış, annem de oturduğu daireden çıkmak zorunda kalmış. En kolayı, hiçbir hazırlık yapmadan benim evimi çözüm saymak olmuştu. “Aileyiz,” dedi annem. “Birbirimize kapı kapatmayız.”
Bu cümle, bende yıllarca açık kalmış bir yaranın üzerine tuz gibi düştü. “Ben on dokuz yaşındayken kapıyı siz kapattınız,” dedim. İpek hemen itiraz etti: “O farklıydı.” “Hayır,” dedim. “Aynıydı. O zaman da bana yer yoktu, şimdi de size burada yer yok.” Annem kızardı. “Geçmişi durmadan önüme koyma.” Başımı salladım. “Geçmişi ben değil, siz kutularınızla birlikte kapıma getirdiniz.”