İlk açtığım zarf Murat’ın el yazısıyla değildi.
“Murat,
Böyle yarım yamalak devam edemem. Azra büyüyor. Neden kalmadığını soruyor. Ona ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Seçim yapmalısın. Beni tek başıma bırakıp ‘gerçek hayatına’ dönme.
C.”
Bir tane daha açtım.
“Murat,
Herkesi koruduğunu sanıyorsun ama bizi incitiyorsun. Beni sevseydin geri dönmezdin. Onu bırak. Bizimle ol. Azra bunu hak ediyor.”
Gözyaşlarım görüşümü bulandırdı.
Sandığın içinde Murat’ın el yazısıyla yazılmış bir mektup buldum. Kadının adı Ceren’di.
Bizden ayrılmayacağını, bizi sevdiğini yazmıştı. Azra’yı önemsediğini ama Ceren’e istediği hayatı veremeyeceğini söylüyordu. Maddi destek sağlamaya devam edecekti.
Mektubu göğsüme bastırdım.
Bizi terk etmemişti.
Ama her gün bir yalanla yaşamıştı.
Altında düzenli aylık para transferlerini gösteren banka dökümleri vardı. Yıllardır.
Nefesim kesildi.
Sonra, Kerem’in yatağında bulduğum zarfa benzeyen bir zarf daha gördüm.
“Ayşe,
Bunun geçici olduğunu söyledim kendime. Sen hiç öğrenmeden düzeltebileceğimi sandım.
Yanılmışım.
Azra benim hatam yüzünden dünyaya gelmedi. Onu ortada bırakamam.
Büyük anahtar bankadaki kiralık kasaya ait. Aile yadigârları var. İstersen sakla, istersen sat.
Affını hak etmiyorum biliyorum ama merhametini istiyorum. Lütfen onunla tanış. Yapabiliyorsan ona yardım et. Kendi başıma düzeltemeyeceğim son şey bu.”
Yılbaşı süslerinin bulunduğu kutunun üzerine oturdum ve tavandaki ahşap kirişlere baktım.
Murat gerçeği cesaretinden değil, ölmek üzere olduğu için söylemişti. Bir sonraki ödemeyi yapamayacağını biliyordu. Para kesildiğinde sır kendiliğinden ortaya çıkacaktı.
Yasın içine daha keskin bir şey karıştı.
“Bunu bana bırakamazsın!” diye bağırdım tozlu havaya. “Ölüp ardında çözmem için bilmeceler bırakamazsın!”
Aşağıdan tahta gıcırdadı.
“Anne?” diye seslendi Kerem.
“İyiyim canım!” dedim — bir yalan daha.
Kâğıtları toplayıp aşağı indim. Yatakta hepsini yaydım. Ceren’in mektuplarından birinde adres vardı.