Levent onu görür görmez

Cevap vermedi.

“Aslında istemedin,” dedim. “Çünkü hayır diyebileceğinden korktun. Bunun yerine parayı sana borçluymuş gibi gösterdin.”

Bu sözler üzerine annem ilk kez başını kaldırdı. “İhtiyacın olduğunu söyleseydin belki yine yardım ederdim, Levent,” dedi. “Ama bana borçluymuşum gibi davranmana çok kırıldım.” Levent’in gözlerini kaçırması, söylediği hiçbir bahanenin o kırgınlığı silemeyeceğini gösteriyordu.

Başını eğdi. Yine de özür dilemedi.

Annem ise sessizce cüzdanını çantasına koydu. Taksi geldiğini haber veren telefonuna baktı.

“Ben gideyim,” diye fısıldadı. “Siz konuşursunuz.”

Onun peşinden koridora çıktım. Tam ayakkabılarını giyecekken elini tuttum.

“Hayır, anne. Bu evden utanarak ayrılmayacaksın.”

“Yavrum, kavga etmenizi istemem.”

“Bu kavganın sebebi sen değilsin.”

Annemin gözleri doldu.

“Baban öldüğünde elimde fazla bir şey kalmamıştı,” dedi. “Sonra yıllarca çalışıp biriktirdim. O parayı Levent’e verirken siz rahat edin istedim. Geri alamazsam da üzülmeyecektim. Ama bugün…”

Sesi kırıldı.

“Bugün ilk kez kendimi kendi kızımın evinde fazlalık gibi hissettim.”

Bu söz beni, Levent’in çıkardığı bütün faturalardan daha çok yaraladı.
Reklamlar