Levent onu görür görmez

Annemin bavulunu yere bıraktım. “Beş dakika daha kal,” dedim. “Sana söylemem gereken bir şey var.”

Salona döndüğümüzde Levent buruşmuş hesabı çöpe atmıştı. Sanki kâğıt kaybolunca yaptığı da kaybolacaktı.

“Annen gitsin artık,” dedi. “Sonra konuşuruz.”

“Hayır. Şimdi konuşacağız. Önce ondan özür dileyeceksin. Sonra birlikte hesapların tamamına bakacağız. Benim bilmediğim borçların varsa öğreneceğim.”

Levent ayağa kalktı.

“Bunları yapmazsam?”

“Güneş’i alır, annemle giderim. Kendine bir hayat kurarsın ama benim sessizliğim üzerine değil.”

Tam o sırada taksi şoförü kapıyı çaldı. Annemin bavulunu almaya gelmişti. Kapıyı açıp ücretini ödedim, beklediği için teşekkür ettim. Arabayı gönderdikten sonra içeri döndüm. Levent şaşkınlıkla, “Annen burada mı kalacak?” diye sordu.

“İstediği kadar,” dedim. “Ama artık misafir odası kiralamıyor. Kendi kızının yanında olacak.”

Annem bu kez benim adıma konuştu: “Ben de istersem giderim. Bana kimse ne kalmamı ne gitmemi emredebilir.” İlk defa sesini böyle kararlı duydum. Levent de duydu. O anda karşımızdaki kişinin yalnızca şefkatli bir anne değil, sınırlarını bilen bir kadın olduğunu nihayet fark etti.

Bunu söylerken sesim titremedi. Oysa içimde korkudan başka hiçbir şey yoktu. Yeni doğmuş bir bebek, uykusuz geceler, belirsiz bir gelecek… Yine de kızımın bir gün büyüyüp bu sahneyi normal sanmasından daha çok korkuyordum.

Levent uzun süre yüzüme baktı. Ardından anneme döndü.

“Ben…” dedi, sustu. “Çok yanlış yaptım. Sizden para istemeye hakkım yoktu.”

Annem hemen onu bağışlamaya hazırlanır gibi elini kaldırdı. Ben nazikçe durdurdum.

“Anne, affetmek zorunda değilsin. Hele bugün hiç değilsin.”
Reklamlar