O gün hayatımızın yönü değişmişti. Kayınpederim artık eskisi gibi yürüyemiyor, konuşurken kelimeleri birbirine karıştırıyordu. Kocam, doktorların onun sürekli aile gözetiminde kalması gerektiğini söylediğini anlatmıştı. Ben de terzi atölyesindeki işimi bırakmış, kayınpederimin bakımını üstlenmiştim.
Fakat önümdeki belgede başka şeyler yazıyordu.
Taburculuk sonrası fizik tedavi kontrolünden, evde sağlık hizmetlerine başvuru yönteminden ve sosyal hizmet danışmanlığından söz ediliyordu. Altında da bütün bu konularda bilgilendirilen hasta yakınının imzası bulunuyordu.
Kocam ise bana yıllarca hiçbir destek seçeneğimiz olmadığını söylemişti.
Belgenin üzerine eğilip küçük yazıları tekrar okudum. Belki yanlış anlamışımdır diye düşündüm. Sonuçta bu hizmetlerden söz edilmesi, hepsinden kesinlikle yararlanabileceğimiz anlamına gelmiyordu. Ama kocamın bunlardan haberdar olduğu açıktı.
Zarfın içinde katlanmış ikinci bir kâğıt vardı.
Komşumun el yazısını hemen tanıdım.
“Nurgül, bu satırları okurken bana kızabilirsin. Haklı da olursun. Yıllardır söylemem gereken bir şeyi söyleyemedim. Ama artık senin yeniden aynı hayatı yaşamanı izleyemem. Evimin anahtarını bunun için bıraktım. Yatak odamdaki dolabın en alt çekmecesinde sana ait bir kutu var. İçindekileri görmeden kimseyle konuşma. Ben kızımın yanındayım, iyiyim. Sen hazır olduğunda konuşacağız.”