Mektubu bitirdiğimde saate baktım. Sabah dokuzu biraz geçmişti.
Komşumun kapısına yöneldim. Anahtarı kilide sokarken kendimi izinsiz bir yere giriyormuş gibi hissediyordum. Oysa kadın yıllardır evinin yedek anahtarını bana bırakmak istediğini söyler, ben de böyle bir sorumluluk almak istemediğimi anlatırdım.
Kapı açılınca içeride alıştığım sabun ve kahve kokusu vardı. Salon tertemizdi. Mutfak tezgâhının üzerinde yıkanmış iki fincan ters çevrilmiş duruyordu. Belli ki komşum gidişini önceden hazırlamıştı.
Yatak odasına girdim. Dolabın alt çekmecesini açınca üzerine kendi adımın yazıldığı küçük bir karton kutu gördüm.
Kutunun kapağını kaldırdığımda eski hastane evrakları, birkaç fotoğraf ve sararmış bir defter çıktı.
Fotoğraflardan birinde kayınpederim balkonda oturuyordu. Dizlerinde battaniye, yanında küçük kızım vardı. Kızım o zamanlar on yaşındaydı. Saçlarını iki yandan toplamış, dedesine bir şey anlatırken gülümsüyordu.
Fotoğrafı hatırlıyordum.
Ama arkasındaki yazıyı ilk kez görüyordum.
“Gelinim bugün yine işe gidemedi. Benim yüzümden hayatı durdu.”
Yazı kayınpederime aitti.
Boğazım düğümlendi.
Kayınpederim felçten sonra yazı yazmakta zorlanırdı. Harfleri birbirine karıştırır, kalemi uzun süre tutamazdı. Buna rağmen fotoğrafın arkasına o cümleyi yazmıştı.
Kutudaki defteri açtım.
İlk sayfalarda tarihler ve kısa notlar vardı. Komşum, kayınpederimin bazı günlerde söylediklerini kaydetmişti.
“Bugün gelinini çok yorgun gördüğünü söyledi.”
“Büyük oğlunun, kardeşiyle konuşmasını istiyor.”
“Gelinine yeniden dikiş dikmesini söylediğinde ağlamış.”
Sayfaları çevirdikçe kendi hayatımı başka birinin gözünden okuyormuş gibi oldum.
O yıllarda kayınpederim bizimle yaşıyordu. Komşum ise alt kattaki dairede oturuyordu. Ben alışverişe çıktığımda birkaç saatliğine yukarı gelir, kayınpederime arkadaşlık ederdi. Onunla eski günlerden konuşur, bazen birlikte televizyon izlerlerdi.
Ben bunu sıradan bir komşuluk yardımı sanmıştım.
Meğer kayınpederim, benim bilmediğim birçok şeyi onunla paylaşmıştı.
Defterin arasından bir başka belge çıktı. Hastanenin sosyal hizmet biriminden görüşme yapılabileceğine dair bilgilendirme notunun hasta nüshasıydı. Kenarında kayınpederimin titrek el yazısıyla tek cümle bulunuyordu:
“Çocuklarım sırayla ilgilensin, gelinim işini bırakmasın.”
O anda gözlerimi kapattım.
Çünkü yıllardır kendime söylediğim bir cümle vardı.
“Kayınpederim için yapabileceğim başka bir şey yoktu.”
Bütün pişmanlıklarımı bu düşünceyle susturmuştum.
Oysa şimdi önümde, başka seçenekleri konuşma fırsatının bulunduğunu gösteren belgeler vardı.
Kutuyu kapatmadım. Yatağın kenarına oturup geçmişi düşünmeye başladım.
On altı yıl önce küçük bir terzi atölyesinde çalışıyordum. Sabah sekizde gider, akşam altıda dönerdim. İşimi severdim. Özellikle eski kıyafetleri yeniden kullanılabilir hâle getirmekten büyük keyif alırdım.
Bir gün kendi dükkânımı açmayı hayal ederdim.