Gözlerim doldu.
Bu tam Utku’ya göreydi.
En kötü gününde bile insanları güldürürdü.
Figen sessizce yanıma oturdu.
“Sonra görüşmeye başladılar,” dedi. “Hastanede. Bazen on dakika, bazen yarım saat.”
“Bana neden söylemedi?”
“Çünkü sizi üzmek istemedi.”
İçimde bir anda öfke yükseldi.
“Ben onun annesiydim.”
“Biliyorum.”
“Her şeyini bilmek zorundaydım.”
Figen bana baktı.
“Belki de ilk kez size ait olmayan bir acıyı kendisi taşımak istedi.”
Bu cümle beni susturdu.
Mektubun kalanını okumaya devam ettim.
Utku şöyle yazmıştı:
“Anne, Miray yaşamak istiyor. Ama en çok da annesini yalnız bırakmak istemiyor. Bir gün bana, ‘Ben ölürsem annem kahvaltı bile yapmaz,’ dedi. Bunu duyduğumda seni düşündüm.”
Kâğıdı tutan ellerim gevşedi.